Türkiye’de yaz ayları, öğrenciler için yalnızca tatil anlamına gelmiyor. LGS ve YKS gibi büyük sınavların ardından milyonlarca genç, hayatlarının önemli kararlarından biriyle karşı karşıya kalıyor. Bu karar kimi zaman bir lise, kimi zaman bir üniversite, kimi zaman da gelecekte seçilecek mesleğin ilk adımı oluyor.
2026 LGS sonuçlarının 10 Temmuz’da açıklanacağı, tercih işlemlerinin ise 13-24 Temmuz 2026 tarihleri arasında yapılacağı duyuruldu. Yerleştirme sonuçları ve boş kontenjanların 5 Ağustos 2026’da ilan edilmesi bekleniyor. ÖSYM takvimine göre 2026-YKS oturumları da 20-21 Haziran tarihlerinde gerçekleştirildi.
Bu süreçte öğrenciler kadar aileler de büyük bir heyecan ve kaygı yaşıyor. Ancak tercih döneminde yapılan en büyük hatalardan biri, öğrencinin isteğini ve karakterini ikinci plana atıp yalnızca puan, sıralama ve okul adlarına odaklanmak oluyor.
Oysa doğru tercih sadece “en yüksek puanlı okul” ya da “en popüler bölüm” anlamına gelmez. Doğru tercih, öğrencinin ilgi alanı, çalışma disiplini, sosyal yapısı, şehir tercihi, gelecek beklentisi ve yetenekleriyle birlikte düşünülmelidir. Bir öğrencinin istemediği bir bölümde okuması, dışarıdan bakıldığında başarı gibi görünse de uzun vadede mutsuzluk ve motivasyon kaybı doğurabilir.
Ailelerin bu dönemdeki görevi çocuklarının yerine karar vermek değil, onların daha sağlıklı karar almasına yardımcı olmaktır. Öğrenciye sürekli “şurayı yaz”, “bunu seç”, “bu okul daha iyi” demek yerine, seçenekleri birlikte değerlendirmek daha doğru bir yaklaşımdır.
Tercih listesi hazırlanırken yalnızca okulun adı değil, ulaşım imkânları, sosyal ortamı, akademik başarısı, öğretmen kadrosu, mezunlarının yöneldiği alanlar ve öğrencinin günlük yaşamına etkisi de dikkate alınmalıdır. Üniversite tercihlerinde ise bölümün ders içerikleri, mezuniyet sonrası iş alanları, şehir koşulları ve öğrencinin gerçekten o alana ilgi duyup duymadığı önemlidir.
Bugünün gençleri, yalnızca ailelerinin hayalini gerçekleştirmek için değil, kendi hayatlarını kurmak için tercih yapıyor. Bu nedenle tercih dönemi bir yarışın son virajı gibi değil, uzun bir yolculuğun başlangıcı gibi görülmelidir.
Aileler bu süreçte çocuklarına güven verdikçe, öğrenciler de daha bilinçli kararlar alabilir. Çünkü baskıyla yapılan tercih, çoğu zaman öğrencinin değil çevrenin tercihidir. Oysa başarılı bir eğitim hayatı, öğrencinin kendi kararının arkasında durabildiği noktada başlar.