“Patriyarka, kadınların emeği ve bedenleri üzerindeki denetimle kurulan maddi bir sistemdir.”
Kadınların yaşadığı eşitsizlikler patriyarkadan kaynaklansa da, sınıfsal konumları, ekonomik koşulları ve işçi ya da emekçi olmaları gibi faktörler de mücadelede belirleyicidir. Sadece patriyarka odaklı mücadele, yoksulluk, sömürü ve ekonomik adaletsizlik gibi temel sorunları gözden kaçırabilir. Sınıf perspektifi olmadan yürütülen mücadele, işçi kadınlar, Kürt kadınlar, yoksul kadınlar gibi farklı kesimlerin özgün sorunlarını yeterince temsil edemez. Bu da kolektif dayanışmayı zayıflatır.
Patriyarka karşıtı mücadele, kapitalist sömürü ve devlet politikaları gibi yapısal sorunları bütünlüklü ele almadığında, kadınların özgürleşmesi için gerekli olan ekonomik ve politik dönüşümler eksik kalır. Sadece patriyarka karşıtlığı, kadın mücadelesinin daha geniş sosyal ve politik ittifaklar kurmasını zorlaştırabilir. Sınıf siyasetiyle birleşmeyen mücadele, toplumsal değişim için gereken geniş tabanlı güç birikimini engeller. Kapitalist sistemin ve sınıfsal eşitsizliklerin sürdürülmesine hizmet eden patriyarka yapılarıyla mücadele edilmezse, kadınların özgürleşmesi yüzeysel kalır ve sistemin diğer baskı mekanizmalarıyla yeniden şekillenir. Kadınların iş gücü piyasasındaki konumları, ev içi emeklerinin sömürülmesi ve bedenleri üzerindeki tahakküm, patriyarkanın maddi temellerini oluşturuyor. Bu temelleri işaret etmeyen bir feminist politika, patriyarkayı yalnızca kültürel ya da ideolojik bir meseleye indirger ve sistemin özünü hedef almaktan uzaklaşır. Marksist diyalektik yöntemi feminist politika yaparken kullanmak, patriyarkanın kapitalizmle iç içe geçmiş maddi temellerini görünür kılar.
Örneğin; AKP’nin politikaları yalnızca muhafazakârlıkla açıklanamaz; neoliberal düzenin kadınları iş gücü piyasasından çıkarıp eve yönlendiren stratejileriyle iç içedir. Kürtajın fiilen yasaklanması, üç çocuk teşviki, karma yaşam alanlarına müdahale gibi politikalar, kadınların emek gücü ve bedenleri üzerindeki denetimi artıran neoliberal-patriyarkal ittifakın göstergesidir. Patriyarkanın yalnızca ideolojik değil, somut ekonomik ve toplumsal ilişkiler üzerinden işlediğini gösterir.
Türkiye’de neoliberal dönüşüm, kadın emeğini hem görünmezleştiren hem de güvencesizleştiren bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Neoliberal kapitalizmde ucuz, esnek ve kolay ikame edilebilir olarak konumlandırılan kadın emeği sınıf,cinsiyet ve etnisite eksenlerinde analiz edilerek yeniden düşünülmelidir.
Mevsimlik tarım işçileri, sözleşmeli geçici işçiler ve kriz döneminde işten çıkarılan beyaz yakalı kadınlar aynı güvencesizlik zemininde buluşuyor. Bu durum, feminist teorinin sınıf boyutunu merkeze almasını zorunlu kılıyor. Kadın işçiler hem üretim hem temizlik işlerini üstlenirken erkekler “yardımcı” pozisyonunda kalıyor. İşyerlerinde taciz, bedenin ve görünüşün denetimi, kadınların emeğini değersizleştiren patriyarkal düzenin sürekliliğini gösteriyor. Sendikaya katılımın “kadın olmak” gerekçesiyle açıklanması, feminist mücadelenin işçi kadınların deneyimlerinden doğrudan beslenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Feminist hareket, kadın emeğini görünür kılmalı, güvencesiz kadın işçilerin sesini merkeze taşımalı ve sınıf ile etnisiteyi feminist mücadelenin ayrılmaz parçası haline getirmelidir.Kadın işçilerin deneyimleri, feminist kuramın sınırlarını genişletmeye davet ediyor. Feminist politika, yalnızca kentli, orta sınıf kadınların yaşam tarzına yönelik müdahaleleri merkeze aldığında sınırlı kalır. Taşrada, farklı sınıf ve etnik gruplardan kadınlar için bu müdahaleler çok daha hayati sonuçlar doğurur: erken yaşta evlilik, eğitimden mahrum bırakılma, eve kapatılma, doğurganlık üzerinde söz sahibi olamama, hatta yaşam hakkının gasp edilmesi. Feminist politika bu farklılıkları hesaba katmadığında, birçok kadını dışarıda bırakır ve dayanışmayı zayıflatır.
Projeciliğin Neoliberal Karakteri
Projecilik, yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada feminist mücadelenin içini boşaltan neoliberal bir araçtır. Fonlara ve AB uyum politikalarına bağlanan projeler, kadınların kurtuluş mücadelesini yönetilebilir, zararsız ve sistemle uyumlu hale getirmiştir. Bu mekanizma, feminist hareketi denetim altına alarak radikal eleştiri gücünü törpülemiştir.Projecilik, feminist hareketin dilini dönüştürmüş; patriyarka ve kapitalizme karşı köklü mücadeleyi “toplumsal cinsiyet eşitliği” adı altında teknik raporlara, ölçülebilir çıktılara ve bireysel başarı hikâyelerine indirgemiştir. Bu süreç, kadınların kolektif kurtuluşunu görünmez kılmış, feminist politikanın devrimci hattını sistemin ihtiyaçlarına uyarlamıştır. Fonlar ve projeler, feminist hareketi devletin ve sermayenin denetim mekanizmalarına eklemlemiştir. Feminist örgütlenmeler, fon veren kurumların ideolojik sınırları içinde hareket etmeye zorlanmış; böylece feminist politika, sistemin sınırlarını aşan bir güç olmaktan çıkarılmıştır. Projecilik, kadın mücadelesini neoliberal düzenin ideolojik aparatına dönüştürmüştür.
1980’lerde insan hakları söylemiyle başlayan feminist hareketler, zamanla projeciliğin sınırlayıcı etkisini fark ederek kurtuluş ve özgürleşme hattına yöneldi. Bu dönüşüm, projeciliğin feminist mücadelenin potansiyelini nasıl daralttığını göstermektedir.
Latin Amerika’daki eleştirel feministler, projeciliğe karşı deneyim ve topluluk temelli örgütlenme biçimlerini öne çıkarıyor. Bu yaklaşım, fonlara bağımlı teknik çıktılar yerine kadınların yaşadığı somut deneyimlerden ve kolektif üretimden güç alıyor . Karayipler ve Latin Amerika’daki feminist hareketler, fonlara dayalı projeciliğin sınırlayıcı etkisine karşı topluluk temelli örgütlenmeler geliştirmiştir. Kadınlar, fonlara değil, kendi mahallelerine, köylerine ve dayanışma ağlarına yaslanarak kurtuluşu büyütmektedir. Avrupa’da ise feminist kolektifler, AB fonlarının kadın mücadelesini teknikleştiren ve zararsızlaştıran etkisine karşı taban örgütlenmelerini savunmaktadır. Bu örnekler, feminist mücadelenin küresel ölçekte projeciliğe karşı alternatif yollar ürettiğini göstermektedir.
Bizim kurtuluş perspektifimiz, bireysel özgürleşme değil; tüm kadınların kurtuluşunu hedefleyen anti-kapitalist feminist bir anlayıştır. Kadınların özgürlüğü, kapitalizmin ve patriyarkanın zincirlerini kırmadan mümkün değildir. Feminist politika, fonlara uyumlu projelerle değil, sistemin köklü dönüşümünü hedefleyen kolektif mücadeleyle var olur.
Bu nedenle, kadın mücadelesinin patriyarka ile birlikte sınıf siyaseti eksenini de içermesi, daha kapsayıcı, etkili ve dönüştürücü bir mücadele için kritik önemdedir. Böylece kadınların hem cinsiyet hem de sınıf temelli baskılara karşı ortak ve güçlü bir direniş hattı oluşturması mümkün olur.
BİR GARİP ÇAPULCU